#marilyn #monroe #type 

#marilyn #monroe #type 

Anonim sordu: sevgilin mi var sevdiğin mi var?

Sevgilimi seviyorum.

“Kaybedenlik bir durum, seçim. Yalnızca oturmak ve seyretmek, beklemeyi bilmek. Bunun içinde Heidegger de var, Camus de, Sartre da, Nietzsche de… Bir nevi eylemsizlik, tamamıyla bir bakış açısı; bir şeyi kaybetmekten değil. Dinginlik hali, sakinleşmeyle örtüştüğünü söylemek mümkün. Vazgeçişin tersi çünkü bir kaybeden intihar etmez, ulaşacağı, değer verdiği bir şey yoktur. Değerli olan her şey değer verdiğimiz kadar var. Bir bilgelik arayışı…”

bobm

O’nun ilk aşkı olmayabilirsin, son aşkı da; hatta bir tanesi de, daha
önce aşık oldu, tekrar olabilir. ama şu an seni seviyorsa daha ne
olabilir ki? tıpkı senin gibi, o da mükemmel değil ve ikiniz birlikte
asla mükemmel olamayabilirsiniz. ama şayet o seni güldürebiliyorsa, iki
kez düşündürebiliyorsa -kabul edersin ki; insanlar hata yaparlar- onu
seninle tutmaya çalış ve ona verebileceğin herşeyi ver. seni günün her
anında düşünmüyor olabilir ama sana kırabileceğini bildiği bir parçasını
verecektir -kalbini. yaralama onu, değiştirmeye çalışma, çözümlemeye
kalkma ve verebileceğinden fazlasını bekleme. seni mutlu ettiğinde
gülümse, kızdırdığında fark etmesini sağla ve yokken özlediğini bil…


-

-

Diyorlar ki, insanları sev. Diyorlar ki, insanları öyle sev, onlara öyle güven ki yaşamanın bir anlamı olsun. Diyorlar ki bana, nefret etme. Sakın. Kin tutma. 

Hayatını mahvetme, yaşa.

Gündüzleri dışlıyorum ben oysaki. Herkes yaşarken ben uyuyorum. Herkesten fazla uyuyorum. Sadece birkaç kişiyle iletişimimi kesmiyorum. Hep uyuyorum. Film izliyorum, kitap okuyorum. Uyuyorum. Uyuduğumda da uyandığımda da karanlığı kucaklayacak kadar uyuyorum. Nefret ede ede uyuyorum.

Geceler bana kalsın diye.

Sessizleşiyor ev. Balkona çıkıyorum. Sokaklar bomboş oluyor. Hava ıssızlık kokuyor. Annem kızıyor ama ben hep hırkamın kollarıyla oynuyorum. Ne yapayım ama anne, ellerim çok üşüyor. Çorap giymeye de öyle üşeniyorum ki, ayaklarımı eşofmanımın içinde tutmaya çalışıyorum. Büzüşüyorum sandalyede. Manzaram kötü. Apartmanlar var bir sürü. Kendime kalıyorum ama. Bana kalıyorum. Sanki yıllardır bunu yapmıyormuşum gibi, her defasında ilkmiş gibi seviniyorum. Ellerim hep üşüyor ama. Onları hiç ısıtamıyorum.

Mesajlara cevap vermiyorum. Zaten pek fazla kişi de aramıyor. Sevdiğim insanlara ben yazıyorum. Ben arıyorum onları. Böylesi çok daha huzur verici oluyor. Aramalarını beklemiyorum. Ben, bana değer vereni çok iyi biliyorum. Bazen öyle yoruluyorum ki, konuşmak işkence gibi geliyor. Bir insan düşünmekten yorulur mu? Bir insan düşünmekten ölür bile belki. Belki. 

Köpekler havlıyor. Kediler birbirlerine sırnaşıyor. Martıları oldum olası sevmiyorum. Küçükken vapurda elimdeki gevreğe göz diktikleri günden beri sevmiyorum. Martılar beni korkutuyor. Benim olanı elimden alacaklarmış gibi hissediyorum. Çığlık atıyorlar sabaha karşı. Canım sıkılıyor. Zaten izleyeceğim onlarca film, okuyacağım binlerce satır var. Şiirler var. Onları dışlamayın. Sizi çok seviyorlar.

Diyorlar ki bana, insanları sev.

Ben insanları çok seviyorum. Öyle çok seviyorum ki zamanında yaklaşıyorum onlara. Öyle çok seviyorum ki, üzmek korkusuyla uzak tutuyorum kendimi birçoğundan.

Hem ben insanları sevmesem, sırf adını en sevdiğim kitap karakterinin lakabından almış diye birinin sesine nasıl sarılmak isterdim?

Mabel.

Voilà le portrait sans retouches ,
de l'homme auquel j'appartiens..

twitter.com/maiolaine

view archive



Ask me anything

Submit